Londra`da Bayram

Londra`da Bayram
Yayın Tarihi: 25.11.2010 00:00:00

Geçen bayram, eski bayramları ne kadar özlediğimden, birarada olmanın güzelliğinden bahsetmiştim sizlere. Fakat bayram tatilleri, iş ve şehir hayatının stresinden kurtulmak için bir kaçış oldu günümüzde. Önceki  bayramlarda olduğu gibi biz de kendimizi İstanbul dışına attık. Muhtemelen önümüzdeki bayram da öyle olacak...

 

Başlıktan da anladığınız üzere, biz bu bayramı Londra’da geçirdik. Londra, ilk kez babamın orada yaşayan yakın bir arkadaşından duyduğum bir şehir. Ümit Abi evi arardı, “Nereden arıyorsun?” diye sorduğumuzda (Londra’da yaşamasına rağmen dünyayı gezerdi çünkü) “Londra’dan” cevabını aldığımızdan adamcağızın ismi ‘Londra’dan Ümit’ kalmıştı. 

 

Daha sonra babamın dedemi tedavi için Londra’ya götürdüğünü anımsıyorum. İlkokulda ya vardım ya yoktum. Bir de prenses Diana’ya pek hayrandım.  Ama İngilizleri oturduğum yerden dünyanın en soğuk insanları zannederdim.

 

Ve bu şehre benim yolum 32 yaşımda düştü. Bugüne kadar gitmediğime de çok üzüldüm.  Kendimi Londra’ya çok yakın hissettim. Bir kere düzenli. Çok düzenli. Tüm kalabalığına rağmen huzurlu, dingin. İnsanın aklını karıştırmıyor, yormuyor. Mimarisine de bayıldım. Evlerin önünden geçerken en çok beğendiklerimi seçip kendi kendime, içlerinde yaşadığımı hayal ettim. Hani akşam çöpü çıkardığımı falan. Ve karar verdim, eğer çocuğum yurt dışında okuyacaksa Londra’da okusun. 

 

Hal böyle olunca, ilk kez gittiğim bu şehirle ilgili tavsiyeler vermek istedim size. Hani olur da ilk kez ya da bir kez daha gidersiniz diye...

 

Gittiğim yerler içinde en sevdiğim yer Albion (Boundary Street) oldu. Albion yeni gelişmekte olan (bizim Galata gibi) Shoreditch bölgesinde. Kahvaltı için mutlaka gidin. Her şey organik ürünlerle hazırlanıyor ve çok lezzetli. Ekmekler, reçeller, değişik şekillerde pişirilmiş yumurtalar... Seveceksiniz. İsterseniz dükkan bölümünden alışveriş de yapabilirsiniz. Organik sebze ve meyveler, çaylar, yağlar, bisküviler... bir çok ürün var.

 

Albion’a gitmişken o bölgeyi gezmek için de zaman ayırın mutlaka. Brick Lane civarında bir çok tasarımcının küçücük dükkanları var. Hem yeniliklerden haberdar olur, hem de alışveriş yapabilirsiniz. Benim en çok hoşuma giden dükkan The Laden Showroom oldu. O bölgedeki moda okulunun öğrencilerinin ürünlerini satarak genç tasarımcılara destek oluyorlar. Ne güzel!

 

Hazır kahvaltı demişken, ikinci tavsiye edeceğim yer Tom’s Kitchen (Cale Street, Chelsea). Biz Londra’da yaşayan bir arkadaşımızın önerisiyle gittik ve bayıldık. Tom’s Kitchen, Tom Aikens’ın yeri. Biz oradayken kendisi de mutfakta harıl harıl hazırlık yapıyordu. Kahvaltıya gitmiş olsak da öğle ve akşam menüleri de denenmeye değer gözüküyordu. Benden söylemesi.

 

Ayrıca iki çok iyi İtalyan restoranına gittik. Bunlardan biri La Famiglia (Langdon Street, Chelsea), diğeri de Signore Sassi (Knightsbridge Green, SW1X 7QL). İkisinde de sade tabaklarda, cömert porsiyonlar halinde gelen yemekler  taze ve mevsimine uygun malzemelerle hazırlanıyor ve inanılmaz lezzetli. Özellikle La Famiglia’da şimdiye kadar yediğim en iyi levrek ve en iyi tiramisuyu yedim. Signore Sassi de çok popüler bir restoran. Önceden rezervasyon yaptırmanız şart. Bir masa bir gecede kaç müşteri görüyor bilmiyorum. Ama burada da yediğimiz her şey harikaydı. 

 

Eğer Çin yemeği yemek isterseniz (ki Londra Uzak Doğu mutfağı konusunda bir cennet), bu kez tavsiyem Hunan (Pimlico Road) olacak. Hunan’da yemek menüsü yok. Garson sizi masanıza yerleştirdikten sonra şarap menüsünü veriyor ve herhangi bir şeye alerjiniz olup olmadığını soruyor. Daha sonra da çorbayla giriş yapılıyor ve arkasından müthiş tatlar geliyor masanıza. Belli bir süre sonra tekrar gelip tamam mı devam mı diye soruyor. Vallahi biz tamam dedik. Ama gözüm devam diyen yan masadaydı ne yalan söyleyeyim.

 

Son olarak size önereceğim yer Notting Hill civarındaki Ottolenghi (Ledbury Road). Burası hem fırın, hem restoran. Açık büfe sistemi var. İsterseniz nefis salata, et ve balıklardan kendinize tabak yaptırıyor ve arka taraftaki büyük masada kendinize yer bulup yiyorsunuz, isterseniz de paket yaptırıyorsunuz. Çok değişik ve aslında keskin tatlar biraraya getirilmiş. Çok samimi ve ev gibi bir havası var. Notting Hill’e çok yakışmış. Ertesi gün kitapçıda çıkardıkları yemek kitabını bulmak benim için büyük şans oldu. En kısa zamanda o tatları ben de evde yakalamaya çalışacağım.

 

Gördüğünüz gibi aslında Londra’da midelerimiz bayram yaptı! Bizim gruptan başka bir şey beklemek de pek mümkün olmazdı zaten. Daha bu seyahate karar verdiğimiz gün nerelerde yemek yeneceği konuşulmaya başlandı. Ama sözün özü, ben Londra’yı çok sevdim. Yemeklerini de sevdim, sokaklarını da sevdim, soğuk sandığım güler yüzlü insanlarını da sevdim. En kısa zamanda tekrar gideceğim ve bu kez de sizlere şehrin kültürel dokusuyla ilgili tavsiyelerde bulunabileceğim günü dört gözle bekliyorum.

 

NOT: Fotoğraf Tom`s Kitchen`dan...

 



Yazarın Son Yazıları
-Walkerlar`ın Sırrı...

-Hayatınız Dizi Mi?

-Teşekkür Ederim...

-Asma Yaprağı, LaChapelle, Oi Va Voi...

-En Güzel Fotoğraf!

-Sevgilerin En Büyüğü!

-Ağacımı Süslerken...

-B Planınız Var Mı?


YAZARLAR



Yazarın En Çok Okunan Yazıları
-Walkerlar`ın Sırrı...

-Teşekkür Ederim...

-Cehennem gibi siyah, ölüm gibi güçlü, aşk gibi tatlı*

-Asma Yaprağı, LaChapelle, Oi Va Voi...

-En Güzel Fotoğraf!

-Hayatınız Dizi Mi?

-Seni Öyle Seviyorum Yani...

-Hayatımdaki insanlar...


Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X