Paris Mon Amour

Paris Mon Amour
Yayın Tarihi: 11.05.2012 00:00:00

Evet sizi boşladım biliyorum, bir yaprak gibi ordan oraya savrulmakla meşguldum...Hayır, turizm acentasında çalışmaya başlamadım (bu ara herkes bunu soruyo, iyi ki azcık gezdik, hemen gözünüz kaldı), zaten dönüşte hastalandım, bağışıklık yerlerde sürünüyor, almış bir enfeksiyon başını gidiyor,antibiyotikler senin vitaminler benim falan derken geldik haftasonuna. Bu haftasonunun iki önemli etkinliği elbetteki GS-FB maçı ve Anneler Günü. Canım annem İstanbul’a teşrif etti de beraber kutlayabileceğiz bu mutlu günü (konu annemse yalakalıkta sınır tanımam). Tabi haliyle an itibariyle günlerden Cuma, olmuş öğleden sonra, yemek yenmiş rehavet çökmüş, haftasonu gelmiş işler rölantiye alınmış, ofiste garip fotolar çekip instagrama yollamalar falan, bi havalar bi of pof afra tafra, sonumuz hayır olsun.

 
Bu derece geyik bir girizgahtan sonra sevgili editörümün isteği üzerine geçen haftaki Paris seyahatimden bahsetmek boynumun borcu. Yok canlarım, iş için gittim vallahi gezmeye gitmedim. Bankacılıkla ilgili bir konferans vardı, ben de iki gün şeref verdim. Tabi bankacı falan değilim, bakmayın siz bankacılık ve finans mezunu olduğuma, keskin zekam sayesinde çabuk aydım da bankacı olmadım, gittim iletişim okudum da sosyal bi işim var çok şükür. Orda bulunma sebebim bankacılık sektörüne hizmet vermemiz. Neyse, iki gün boyunca gayet ciddi ve takım elbiseli bir güruhla takıldım, pek de başarılı geçti, bu sayede yolumun normalde çok düşmediği Republique civarında takılma şansım oldu. Ama ne takılma!! Takılmadan kastım hasta olan mideme konferansın çay/kahve aralarında eczaneye gitmek suretiyle çeşitli deneysel ilaçlar almak...neyse ki çok geçe kalmadan biten iş günleri sonunda çok sevdiğim Paris’i azcık yağmur da çiselese gezme fırsatım oldu. Bi de hava yine gece 10’da kararmaya başlamış, günler bitmiyo, gece ay parlıyo yine aydınlık, bi de Eyfel’in ışıkları falan hahah tamam tamam susuyorum!
 
Pek tabi ki yapmayı sevdiğim şeyleri tekrar yaptım, Relais de L’entrocote’da sıra bekleyip yemek yemek, L’amorino’da dondurma yemek (obez miyim ya ne bu devamlı yemek yemek!!), Pont des Arts adlı tahta köprüde salınmak, St. Germain kafelerinde oturmak, küçük butiklere girip çıkmak, deliler gibi Seine kenarında yürümek, akşam yalnız sinemaya gitmek, Cem’le Trocadero’da kahvaltı yapmak, cafedeki garsonlarla geyik yapmak, Serkan sağolsun motor kaskı istedi diye motor satan mağaza sahipleriyle kankaya bağlamak...Tabi iş için gidince süre kısa... Başka ne mi yapmak isterdim? Bundan sonra anlatacaklarımı iyi dinleyin, normalde danışmanlık hizmetlerimi karşılıksız sunmuyorum...
 
Paris’te Top 5
 
1.       Hotel Costes’ta happy hour, gitmişken son cd’sini almaca
2.       Colette adlı mağazada saatlerini geçirip mutlaka bi gadget, bi tasarım objesi bulmaca
3.       Pont Neuf’teki artık kitch olmuş ama Marina ve benim hala ayıla bayıla gittiğimiz Kong’da akşam yemeği
4.       Eurodisney’e bir gün ayırıp Mickeyli ne varsa almaca
5.       Versaille’daki yapay göldeki sandallarda kürek çekip şarap içmece (kürek çekecek bir Mr. Darcy’niz yoksa tavsiye etmiyorum)
 
Canlarım hepinize iyi hafta sonları, GS şampiyon olsun söz tüm takipyenlerime nutellalı kek günü yapıcam!!



Yazarın Son Yazıları
-Meditasyon Mucizesi

-Kadınların Kuaför Sorunsalı

-Ekim'de Venedik

-Well Hello Netflix!

-Şapkalar, Güzel Kadınlar ve Sosyal Medya

-Çanta Manyaklığında Son Nokta

-Gitmelere Doyamadığım Atina

-Bir Mart Klasiği Olarak Grip


YAZARLAR



Yazarın En Çok Okunan Yazıları
-Meditasyon Mucizesi

-Yemek ya da Yememek İşte Bütün Mesele Bu!

-Kızlar Aralarında Ne Konuşur?

-Gone To The Beach

-Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

-Balili Bücürlere Son!

-Rengi Lila Formu Kutu

-Kötü Müşteri Deneyimi


Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X