SEVGİLİLER GÜNÜ VE BİR AŞK HİKAYESİ

SEVGİLİLER GÜNÜ VE BİR AŞK HİKAYESİ
Yayın Tarihi: 14.02.2011 00:00:00

 

Can bahçesine aşk baharı geldi, yerleşti
Sen de can bahçesine gel de yaptıklarını seyret!
                                       Mevlana Celaleddin RUMİ
Aşkları  dillere destan olan Hz.Muhammed ve Hz.Hatice’nin bu güçlü duyguyu yaşamalarının sırrı; tüm dram veçhelerini bırakmış olmalarıydı. Artık ne resul yetim biriydi ne de Hz. Hatice dul bir kadındı. İki sevgili aralarında ki yaş farkına rağmen birbirlerine delicesine tutulmuşlardı. Aşkları şefkatle birleşince ortaya cennet çıkmıştı. Ve oradan kevseri yudumluyorlardı. Doğruluk ve samimiyet en büyük ilkeleriydi. Aralarında yalana yer yoktu. Birbirlerine hoşgörülüydüler. Kin ve gururu hayatlarından çıkarmışlardı. En zor anlarda bile saygıyı elden bırakmıyorlardı. Kusurları örtücü, hatayı unutturucu yaşadılar.
Onların ilişkisi dünyevi çıkar ve menfaat üzerine kurulu değildi. Evlerini öylesine kutsallık üzerine kurdular ki ne Hz.Muhammed malı yok diye rahatsızlık duydu ne de Hatice bundan dolayı bir sıkıntı duydu. Hatice yaşının büyük olmasına ise hiç aldırmadı. Bunlar olmayınca aralarında gururdan dağlar oluşmadı. Yaşantıları çok nezihti ve sadeydi. Dolayısıyla bolluk içinde aşırılığa kaçmadılar. Hz..Hatice’nin mal varlığına rağmen O, hesabını yine onun servetini çoğaltmak üzerine yapıyordu. Böylece kazançları artarak devam etti. Çünkü içlerindeki bolluk dışarıya yansıyordu. Muhammed, serveti eşi adına arttırıyor ve yine elde ettiği kazancı onun adına yatırıyordu. Yıllarca Hatice’yi yoran servet yükünü onun üzerinden kaldırıyordu.
Her ikisi için sevgili olmak, evli olmak demek; bedensel birlikteliğin ötesinde ruhsal bütünlükteki buluşmanın ve de kaynaşmanın yaşanmasıydı. İnsan hayatının tek ruhta birleşmesiydi. Sonsuzluktu. Kutsaldı. Evlilik emek isterdi ve Hatice bu sırrı yakalamış olmanın ayrıcalığını yaşıyordu.
Onlar evliliğin ortak paydasında, birbirlerinin yanında huzuru bularak, aşkı yakalayarak sanki insanlara evliliğin cennetini gösteriyorlardı.
Eş sevgisi dünyanın en önde gelen nimetlerindendi. Kişi bunun sayesinde ruhunda sevgiyi hissedebilirdi. Sevgiyi kuşanmışlardı. Onlara sevginin zıt anlamı yoktu. Zaten hiç de olmayacaktı.
Candan öte sevgiliydiler. Hatice eşine olan güven ve şefkatle, O’nun gönlünde öyle bir taht kuracaktı ki tarihe ‘Kıskanılan Ölü’ diye geçecekti. ‘Artık ölüp gitmiş biri için, şu yaşlı kadını neden unutamıyorsun?’ diyen genç eşlerini, hiç bitmeyecek aşk’ı ile hayretlere düşürecekti. (Hz.Hatice,Nurdan Damla)
Aşk’ı böylesine güzel anlatan aşk hikayesinin baş kahramanının, bugün doğum gününün, 1439.yılı ve yine bugün 14 Şubat Sevgililer günü. O, öylesine güzel aşkını ifade etmiş ki aslında hepimizin bakması gereken yer de burasıdır diye düşünüyorum. Aşk’ın ifade edilmesi.
Öyleyse Nedir Aşk?
Ölümün bile anlamını yitirdiği sonsuz bir bağlılık ve sadakat mi? Benliğin ölümü ve özde kendine dönüş mü? Uğruna çekilen onca çile ve zorluğun tanrısal bir mükâfatı mıdır geride bıraktığı? Yanacağını bile bile pervaneler gibi ışığa uçmak mıdır aşk? Ölüm müdür aşk, yoksa ölümsüzlüğe açılan sonsuz bir varoluş kapısı mı? İkiden teke düşmek midir, nefrete bile galip gelen muadili bir tek kendisi olan duygu mudur aşk? İnsanoğlunun hayata ve ölüme karşı bir zaferi midir mesafe, zaman ve mekândan bağımsız? Hala dillerden düşmüyorsa öldü denilen aşk, günümüzde bir mit midir, ölmüş müdür sahiden?
Belki de bin bir yüzü var aşkın: mitolojik aşk, evrensel aşk, ilahi aşk, efsane aşk, trajik aşk, ilk aşk, sonsuz aşk…Listeyi uzatmak mümkün. 
Aşk, üreyen, kanayan gücün farkındalığını ortaya çıkaran ve sürekliliğinde sarhoş edici, yaratıcı ama aynı zamanda dengeyi dengesiz bırakan, şiirsel ve gözün gördüğünün ötesinde yaşanan büyü..
Aşk; ruhun tanrı ve tanrıçasına olan özlemi ve kavuşmasıdır. Dönüştüren, yok eden, güzelleştiren, egoyu sarsıntıya uğratan, uğruna sabrı öğretendir. Hiç aşkın inisiyasyonuna uğradınız mı? Karanlıkların prensi ya da prensesi oldunuz mu? Aydınlıkların dilencisi, dilsizlerin efendisi oldunuz mu? Kraliçeliğinizden vazgeçip, kralın ihtişamına ve gücüne umarsız kaldınız mı? Sözlerin söylemine aldırmadan, kendini aşkın sözde özgürleştirmesi adı altında terk edişine bırakmasına rağmen, hiç aldırmadan yolunuza devam ettiniz mi?
Aşk; Tanrısının ve Tanrıçasının savasını kazanmış sihirli değneğinin sırtımızdaki en büyük gücü. Kundaktaki bebek gibi saf enerji ama dünyaya geldiği için sütünü de beraberinde getiren bereketin ve aynı zamanda yokluğun adı.
Aşk uğruna adalar veriliyor, camiiler yapılıyor ya da başyapıtlar inşa ediliyor. Şiirler, romanlar yazılıyor ve kutsal kitaplar onun yakıcılığından bahsediyor. Yanmalı mı gerçekten? Yanmak neden gerekli? Ateş aşkın bir diğer yüzü.
Aşk kaç yüzlüdür o zaman? Gerçek aşk kapınızı çalınca, o zaman tek yüzlü olmayacak mı? Ben sen oldum diye dayanmayacak mı kapınıza?

Herkesin gönül türbesinin sultanını, şahını bulmasını ve sonsuza kadar mutlu olmasını diliyor ve 

sevgililer gününüzü kutluyorum. Ömrünüzün her gününü aşk dolu geçirmeniz dileğiyle…


 




Yazarın Son Yazıları
-YENİ BİN YILIN KUTLAMASI!

-İNSAN VE BİRİCİKLİK

-ISSIZ ADANIN RUZİBE TASARIMI

-TECAVÜZE UĞRAYAN ÖZGECAN DEĞİLDİR!

-SEVGİLİMİZLE AYNI ODADAYKEN, ONA MEKTUP YAZMAK!

-Aralık Ayında Bizi Neler Bekliyor?

-ÖYLESİNE AŞK OLMAZ !

-VAROLUŞ İÇİN KURMACALAR


YAZARLAR



Yazarın En Çok Okunan Yazıları
-HAYVANLARIMIZI ASLINDA NEDEN SEVMELİYİZ?

-VEGAN OLMAK KORKULU BİR RÜYA MIDIR?

-SİZDEN OL`MA SİZİ SEVMEK!

-SEVGİLİLER GÜNÜ VE BİR AŞK HİKAYESİ

-KRALİÇE ÇIPLAK

-YORUMSUZ!

-Ben Bir Yunus Olsaydım...

-PEMBE HANIM VE MUTLU BEY! BU SEFER DE OLMADI


Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X