HAYVANLARIMIZI ASLINDA NEDEN SEVMELİYİZ?

HAYVANLARIMIZI ASLINDA NEDEN SEVMELİYİZ?
Yayın Tarihi: 24.09.2010 00:00:00

Hayvanlarımızı sevmemiz için bir sürü sebeb sayabiliriz.

·         Onlar da canlı oldukları için,
·         Neşe kaynağımız oldukları için,
·         Gerçek dostlarımız oldukları için,
                                 veya
Nedeni ne olursa olsun hayatımıza anlam kazandıran bu varlıkların saf sevgi enerjisi ile haraket ettiklerini biliyoruz. Bize inanılmaz derecede sadık olmaları da evrensel armağanımız.
Hayatınıza sadece sizin, OL’ma halinize aşık kaç insan girdi? Bu insan veya insanlar tarafından terk edilmeyeceğinizin eminliği içerisinde ve asla yargılanmadan bir ömür boyu bu kişi veya kişilerle ile yaşamak nasıl bir duygu olurdu?
Hayvan dostlarımıza baktığım zaman hesapsız  olmalarından dolayı enerjilerini her zaman çok yüksek seviyede hissederim. Sizi üzmek için asla plan yapmazlar, intikam duyguları hissetmezler. Ağızlarında daimi bir gülümseme hali vardır. Sağlıklı bir hayvanın somurttuğuna hiç şahit olmadım. Hastalık veya başka bir sebeden dolayı kötü durumda değillerse, yüzlerinde her zaman bir ışıltı vardır. Sürekli bir heyecan içinde sevgilerini göstermek için yanınızda öylece dururlar. Oyun oynamak ve sizin onunla ilgilendiğinizi görmek için büyük bir sabırla sizin keyfinizin yerine gelmesini beklerler ve onlara ayıracak vaktiniz yoksa, bir sonraki oyun zamanına kadar size küsmeden yine sabırla beklerler. Aslında beklentileri son derece basit ve masumdur.
Biz sevgimizi onlar gibi yaşamayız. Tarif edilen sevgi aslında onların basitçe yaşadığı saf sevgidir. Bunu öğrenmek için kurslara gitmezler, meditasyon yapmazlar ki zaten doğal halleri sürekli medatiftir. En yüce sevgi halinde olmalarına rağmen böbürlenmezler, bunu bir üstünlük olarak görmezler. Bizi, ne kadar bilgeyiz ya da değiliz diye sınamazlar. Her halimizle bizi  zaten ‘aferin’ der gibi onaylarlar ve kabul ederler. Eleştirmezler,incitmezler ve her haraketimizle gurur duyarlar. Her şeye rağmen severler.
İnancım o ki, evren dilleriyle değil yürekleriyle konuşan hayvan dostalarımıza en yüce armağan olarak saf sevgiyi verdi. Onları da bizlere bunu hatırlatmaları için seçti ya da yarattı.
Böylesine zeki olan evren, neden bize bunu hemen kavrayacağımız bilişi vermedi de bunu deneyim yoluyla ya da onlar sayesinde de öğrenmemizi istedi? Cevabı çok basit ama anlamak o kadar kolay değil. Belki bir yaşama sığamayacak kadar öğrenim gerektiriyor.
Evrensel enerji, koşulsuz sevginin içinde çabasız bir halde kalmak için, iç güdü ve sezgisel bilişi hayvan dostlarımıza,  zihinsel ve sezgisel bilişi de biz insanlara vermiştir.Bu anlamda sezgilerimiz ortak verilmiş.  Karşılıklı olarak birbirimize bu özelliklerimizle yaklaşırız ya da yaklaşmayız. Onlar iç güdüleri ve sezgileriyle bütündeki tüm yaratılmışlara der ki; ‘seni her halinle koşulsuz olarak seviyorum’, biz de zihinsel halimizle ve maalesef  sezgilerimize kulak asmadan ‘bütündeki kendimize’ deriz ki; ‘çok meşgülüm şu anda sevgiye ayıracak vaktim yok ama bir ara seni de kendimi de sevebilirim söz!
Zihin merkezli yaşadığımızdan ve sürekli hayatla hesaplaşma halimizden dolayı dinginleşemiyoruz. Yorgunuz hem de çok yorgunuz. Zihinimizin hayatımızın içeriğinde sadece bir hizmetkar olduğunu ve oyundaki yerinin sadece bir süreliğine kullanılacak bir araç olduğunun unutmamız, bizi onun ötesindeki gerçeği görmekten alıkoyuyor.
Zihin merkezli olmayı değişik bir şekilde tarif edecek olursak ; gölgesiyle oynayan birisinin kendini o gölge zannetmesiyle, kendi aslını başka başka durumlarda arayarak oyun içinde oyun kurmacasında, kişiliğinin evrensel ajana dönüşmesidir. Bu yüzden,  zihin bilinç durumuna yani kendiliğinden OL’ma haline dönüşmeyi karıştırınca burada kendi aslını unutma başlıyor. Hal böyle olunca hayvan dostlarımız yaratımın akışına eylemsiz halde katılırken, insan yaratımın akışına, eylemli ve zihin merkezli olarak katılıyor.
Zihinsel Ol’ma halimizden sezgisel OL’ma halimize geçmek için dostlarımıza daha yakından bakmalıyız. Onların burada olmalarının en önemli sebeblerinden biri bizlere gerçek aşk`ın, saf sevgi enerjisinden geldiğini hatırlatmaktır. Yeniden, yerinmeden ve yermeden...
‘İnsanlar önce uçmayı öğrenmeli eğer uçacaksa...’ demiş Richard Bach ama bence insanlar önce uçmayı hatırlamalı eğer kuşları rehber olarak alacaksa... 

 




Yazarın Son Yazıları
-YENİ BİN YILIN KUTLAMASI!

-İNSAN VE BİRİCİKLİK

-ISSIZ ADANIN RUZİBE TASARIMI

-TECAVÜZE UĞRAYAN ÖZGECAN DEĞİLDİR!

-SEVGİLİMİZLE AYNI ODADAYKEN, ONA MEKTUP YAZMAK!

-Aralık Ayında Bizi Neler Bekliyor?

-ÖYLESİNE AŞK OLMAZ !

-VAROLUŞ İÇİN KURMACALAR


YAZARLAR



Yazarın En Çok Okunan Yazıları
-HAYVANLARIMIZI ASLINDA NEDEN SEVMELİYİZ?

-VEGAN OLMAK KORKULU BİR RÜYA MIDIR?

-SİZDEN OL`MA SİZİ SEVMEK!

-SEVGİLİLER GÜNÜ VE BİR AŞK HİKAYESİ

-KRALİÇE ÇIPLAK

-YORUMSUZ!

-Ben Bir Yunus Olsaydım...

-PEMBE HANIM VE MUTLU BEY! BU SEFER DE OLMADI


Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X