AŞK GÜLLEYİNCE TENİ MAVİ OLUR!

AŞK GÜLLEYİNCE TENİ MAVİ OLUR!
Yayın Tarihi: 14.02.2014 00:00:00

 “Rehberimsin sen benim” dedi, düşleyen melek, beyaz ışığına. O da içtenlikle ona gülümsedi. Her bir gülümseme ışıklarını daha da parlatıyordu. Beyaz en beyaz oluyordu, düşleyen melek, en saf. Sarıp sarmalıyordu her ikisini de tüm gökyüzünü. İşte ne oluyorsa o an oluyordu ve gülümseyen çiçekler yaratılıyordu. Her biri o kadar güzel, o kadar güzel kokuyordu ki; aşağıda bir yerlerde bunu hissedenler  “ havada aşk kokusu var” diyerek bu muhteşemliği tanımlamaya çalışıyorlardı. Oysa o öylesine tanımsız ve eşsizdi ki; kendini saklamayı ve ancak gökyüzünde kendi çiçeklerini ekmeye cesaret edenlere kendini açıyordu. 

Nihayet o gün açılana “Gül” adını vermişlerdi diğer çiçekler. Toplamayı bilenler içindi bu büyük ödül.

Ah! o nasıl bir açıştı o gün. Ne olmuştu da kendini bu kadar zarif bir şekilde göstermişti. Belli ki bir şey ona çok cazibeli gelmişti. Kimdi bu kadar cesaretle gökyüzünde çiçek toplamaya çalışan varlık? Hem nereden bilmişti bu sırrı? Kimin aklına gökyüzünde çiçek olabileceği gelebilir di ki? Kimdi bu düşlemeyi bilen düş gezgini?

Düşleyen melek kendisini pembe tozlara büründürmüş salına salına dolaşıyordu gökyüzünde. Oradaki teni mavi olan aşk’ı bulmaya yemin etmişti. Beyaz ışığa da çok güveniyordu.

Düşleyen melek herşeyi öylesine derinden bilmeyi istiyordu ki; zaten düşlemeye da bu coşku ile başlamıştı. Düşlerinden birinde gökyüzüne çiçek ekmeye başlamıştı. Daha sonra açtıklarında da zarifçe toplamıştı onları. Renkleri olağan üstüydü, kokuları ise eşsizdi ama ya tenleri. Kadife gibi, ipek gibi, su gibi, şefkat gibi, sevgi gibi. “Tıpkı ben gibi” demişti içinden. “Ben gibi olan çiçeklere dokunuyorum” diyerek uyanmıştı düşünden.

Uyanınca derin bir hüzün kaplamıştı içini. Bilmek arzusu ile yanıp tutuşmuştu. Sanki bir şey daha vardı düşünde ama unutmuştu. Bunu bilmek için ne gerekirse yapabilirdi. İşte böylesine düşünü bilme tutkusu ile beyaz ışığa gitmişti.

 “Rehberimsin sen benim. Benim bir düşüm var ama içinde bir düş daha vardı. Hatırlamıyorum. Bu tutku ile yerimde duramıyorum. Sen bilirsin beyaz ışığım, nedir benim unuttuğum bu düşün içindeki düşüm?

Beyaz ışık sevgi ile gülümsedi. “ Sen" dedi "düşün içindeki düşü aramaya çiçeklerle başladın. O halde bu düş de çiçekle ilgili olmalıdır. Düş kendini gösterir ve sonra tekrar o gösterdiği şeyin içine saklar kendini. Eğer bunun farkına varırsan aslında hiçbir şey o kadar da zor olmaz. Düşlemeye devam et düşünü. Hatırla ve de en çok ne etkilemiş olabilir seni?”

“Düşümde güzel kokulu çiçekler vardı ama beni en çok tenleri etkiledi. Kendime dokunuyordum ve sanki kendim çiçek oluyordum. Aşık oluyordum her birine. Defalarca dokundum her birine.”

Sen her birine dokunurken, onlar da senin aracılığınla senin düşün haline gelmenin hazzını yaşıyorlardı. Böylece ortak bir bilişle kendilerini tek bir çiçeğe çeviriyorlardı. Bunun adı “Gül”dür meleğim”

Ah! Evet benim güzel ışığım. Şimdi hatırladım. Düşümün içindeki düş’üm Gül’e dönüşen çiçeklerin aşk duyarak bunu yapmalarıydı. Ben şimdi bu tek olmuş Gül düşümün tenine bir kez dokunmaya hazırım”

 “Rehberimsin sen benim” dedi tekrar düşleyen melek, beyaz ışığına. O da içtenlikle ona gülümsedi. Sır şimdi kendini tekrar açığa çıkarıyordu. Bu hep olan bir şeydi. Kendi ışığına dokunmaya cesaret edenlere varoluş hep böyle açılıyordu. Her bir gülümseme ışıklarını daha da parlatıyordu. Beyaz en beyaz oluyordu, düşleyen melek en saf. Sarıp sarmalıyordu her ikisini de tüm gökyüzünü. İşte ne oluyorsa o an oluyordu ve gülümseyen çiçekler yaratılıyordu. Her biri o kadar güzel, o kadar güzel kokuyordu ki; aşağıda bir yerlerde bunu hissedenler  “ havada aşk kokusu var” diyerek bu muhteşemliği tanımlamaya çalışıyorlardı.

“GÜL! Senin, benim kokum olduğunu düşledim

GÜL! Senin, benim rengin olduğunu düşledim

GÜL! Senin, benim teninim olduğunu düşledim”

“O halde” dediler güle dönüşen çiçekler “sana düşündeki düşü özgürleştirelim.”

“Gül’ün kokusunu duyduğunda senin yaratıcılığın ortaya çıktı. Rengini gördüğünde saf bilinç olarak ışıklandın. Tenine dokunduğunda ise bedenini özgürleştirdin. Ancak hala kendini gül’lemedin”

“Peki, bunu nasıl yapacağım”

Biz tüm çiçekler tek bir çiçeğe kendimizi verdik ve Gül olduk. Sen de kendini tek bir gerçeğe verebilirsen o zaman düşlerin daimi olarak sana verilecektir. Bu gerçek de Aşk’dır. Tüm evrene aşk duymak düşlerin içindeki en büyük düştür.”

“Ben aşk olmak istiyorum. Ben Gül’lemek istiyorum.”

“O halde aşk güllesin ve teni mavi olsun”

İşte o anda düşleyen melek masmavi bir güle dönüşmüştü. Çok değerli hissediyordu kendini. Mavinin özgürleştirici gücünü tenine giydirmişti. . Kendine duyduğu aşk ile dönüşmüştü. Artık tüm düşlerini gerçekleşme zamanıydı.

 

Hep birlikte Gül’lediğimiz Aşk’ın Düşleyen Melekleri olmamız dileği ile, Sevgililer gününüz kutlu olsun...

 




Yazarın Son Yazıları
-YENİ BİN YILIN KUTLAMASI!

-İNSAN VE BİRİCİKLİK

-ISSIZ ADANIN RUZİBE TASARIMI

-TECAVÜZE UĞRAYAN ÖZGECAN DEĞİLDİR!

-SEVGİLİMİZLE AYNI ODADAYKEN, ONA MEKTUP YAZMAK!

-Aralık Ayında Bizi Neler Bekliyor?

-ÖYLESİNE AŞK OLMAZ !

-VAROLUŞ İÇİN KURMACALAR


YAZARLAR



Yazarın En Çok Okunan Yazıları
-HAYVANLARIMIZI ASLINDA NEDEN SEVMELİYİZ?

-VEGAN OLMAK KORKULU BİR RÜYA MIDIR?

-SİZDEN OL`MA SİZİ SEVMEK!

-SEVGİLİLER GÜNÜ VE BİR AŞK HİKAYESİ

-KRALİÇE ÇIPLAK

-YORUMSUZ!

-Ben Bir Yunus Olsaydım...

-PEMBE HANIM VE MUTLU BEY! BU SEFER DE OLMADI


Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X