Röportaj: Banu Gökyar

 

 

Röportaj: Banu Gökyar
Yayın Tarihi: 10.02.2022 09:22:00
1-Kariyerinizde neler yaptınız bugüne kadar, eğitimleriniz ne yönde oldu?
 
İlkokulu Almanya’da okuduktan sonra İstanbul Tarhan Kolejini bitirirdim, ardından da San Francisco’da Golden Gate University’de uzmanlık alanı Marketing olarak İşletme fakültesini bitirdim. Eğitimimi ağırlıklı olarak yabancı lisanlarda aldığım için çocukluğumdan beri İngilizce ve Almanca konuşuyorum ve sadece lisanı melodik ve romantik bulduğum için Üniversite’de Fransızca öğrendim ve yazları Alliance Française okullarında Cote d’Azur’da geçiriyordum.
 
İstanbul’a döndükten sonra önce Saatchi &Saatchi gibi çeşitli uluslararası Reklam ajanslarında dünya markalarına hizmet verdim. Amacım, her girdikleri ülkede, Pazar lideri olmayı başaran uluslararası markaların bunu nasıl yaptığını sadece okul bilgisiyle değil, mutfağında çalışarak da görmekti. Stratejik Planlamadan, Müşteri ilişkilerine, Reklam filmi çekiminden, market aktivitesine kadar, pazarlama faaliyeti yürütülen tüm alanlarda tecrübe kazanma imkânım oldu.
 
Tekstilci bir ailenin kızıyım. Reklam sektöründe markalaşma süreci ile ilgili iş deneyimleri kazandıktan sonra aile şirketinde çalışmaya başladım. Genel kanaatin aksine Türk Tekstil Üreticileri ağırlıklı olarak geleneksel anlamda fason üretici olarak çalışmaz, siparişlerini ARGE çalışmaları ve hazırladıkları koleksiyonlarla alırlar.
 
Bizde Dolce& Gabbana, Cavalli, Versace gibi dünya moda markaları için gelecek sezon moda akımlarını araştırarak koleksiyon hazırlayarak sipariş almaktaydık. Bu çalışmalar sırasında söz konusu markaların baş tasarımcılarının yönlendirmeleri sonucunda her sene Paris’te yapılan Premiere-Vision gibi kumaş fuarlarından kumaş alarak, bu markaların yön verdiği moda akımları doğrultusunda kıyafetler tasarlayarak sipariş alıp üretime geçmekteydik. Bu süreç bana modaya yön veren yüksek dünya markalarının, tasarım ve üretim süreci ile ilgili ve markanın yüksek algısını koruma konusunda sadece pazarlama reklam değil ama ürünlerin kendisi ile ilgili gösterilen titizlik ve standart tutturma yaklaşımı konusunda tecrübe kazandırdı.
 
2010 dolaylarında Türk parasının değerinin artması ve Çin gibi oyuncuların dünya tekstil pazarına alan alması sonucu rekabet etmenin düşük karlarla iş yapmak anlamına geldiğini gözlemleyince aile firmamızın kurucusu olan annem 80’li yıllardan beri içinde olduğu Tekstil sektöründen çıkmaya karar verdi.
 
Bundan sonra uzun yıllara dayanan dostluk ilişkilerimiz doğrultusunda gelen ısrar soncunda Afrika’da, Liman, Yol, Hastane gibi alt yapı projelerine danışmanlık hizmeti vermeye başladık. Aslında Afrikalı devlet büyükleri ile ilişkimiz annemin en yakın dostlarından birinin İtalya’da yaşayan ama aslen Afrikalı bir kralın kızı olmasına dayanır. İtalyan NGO’larla Afrikalılar için sürdürebilir yardım seyahatlerine gidip gelirken bambaşka dostluklar gelişti ve hala danışmanlık faaliyetlerimiz devam etmektedir.

Bunun yanı sıra Almanya’da bir laboratuvar zincirinin sahibinin Türkiye partneri ve danışmalığını yapmaktayız. Bir dönem CTC denilen Kan yolu ile kanser testini Türk hastalara erişebilir kılmak için, Almanya Eğitim ve Araştırma bakanlığı tarafından Kanser konusundaki çalışmalarından dolayı ödüllü Profesör Doktor tarafından yapılmak üzere çalışmamız oldu fakat Corona kısıtlamaları başlayınca, zamanında gönderi yapmak zor hale gelince devam etmedik.

Bunun yanı sıra Kore’den kozmetik tıbbi cihaz ithalatı yapmaktayım. Koreliler kozmetik konusunda oldukça ileriler. Getirdiğimiz cihazlardan biri Opera LED mask. Bu cihaz Amerika’da ünlüler tarafından tercih edilen, kolajen üretimini tetikleme yolu ile yüzde ışıltı ve gençleşme sağlıyor. Muadillerinden epey farklı olduğu için Victoria Beckham, Jessica Alba, Kardashian’ların ve hatta ünlü futbolcu Paul Pogba’nın da tercih ettiği bir cihaz.
Kore’den getirdiğimiz bir diğer etkin cihaz da Ammos adındaki vajinal daraltma cihazı. Lazerden daha gelişmiş bir teknoloji olan Radyo Frekans tekniği ile 3 seansta, vajina daralması ve kolajen salınımı yolu ile gençleşme sağlıyor. Bu sayede idrar kaçırma, sık sık enfeksiyon olma ve kuruluk gibi problemler ameliyatsız acısız 25’er dakikalık 3 seansta kolayca çözülüyor.

Şu anda üzerinde çalıştığım başka bir girişimim ise Shylo adında yeni kozmetik markamız. Baba tarafından ailem 5 nesil önce Osmanlı döneminde parfüm üreticisiydi ve soyadı kanunu öncesi misk kelimesinden evirilmiş Misciler diye anılırdı. Ben çocukken babaannemi ziyaret ettiğimde hala miscilerin torunu geldi denirdi.
Aileden bana geçen bilgi ile formüle ettiğim doğal aromaterapik yüksek kokulu şifalı yağlar ve benzeri ürünlerden oluşan marka ilk olarak Alman pazarına giriş yaptı ama önümüzdeki aylarda Türk pazarı ve başka pazarlarda da satışa sunacağız.
 
 
 
2-Güzellik ve kozmetik ayrılmaz bir bütün, siz bu konuyla ne kadar ilgilisiniz?
 
Ben sağlıklı saç ve cildin kişiyi güzelleştirdiğine inananlardanım. Hiçbir kadın suya girdiğinde güzelliği şeker gibi erisin istemez. Bunun yolu da, parlak saçlar ve ışıldayan bir ciltten geçiyor. Bunu sağlamak da saçı ve cildi natürel, şifalı esansiyel yağlarla besleyerek mümkün. Kendim için hayatım boyunca uyguladığım hem güzelleştiren hem de aroması, kokusu ile kişinin ruhuna da iyi gelen formüllerden oluşan yağları şimdi bu yaklaşımı tercih eden kişilerin erişimine sunuyoruz. Makyaj yapmak veya saçı yaptırmak da keyiflidir ama bunların hiçbiri olmadığında da kendini ışıl ışıl hissetmek herkesin hoşuna gider. Bu bağlamda kozmetik ve güzellik arasındaki ilişkide şifa boyutunun önemli olduğunu düşünüyorum ve doğal bakımların belki daha yavaş ama düzenli uygulandığında daha kalıcı şifalandırma sonuçları yarattığını düşünüyorum. Türkiye’de maalesef pek çok bakımlı hanım dahi saçına fön çektirmediğinde kuru ve yıpranmış bir görünüm olduğu için saçını toplama ihtiyacı hisseder. Oysa genetik olarak oldukça güçlü saçları olan bir toplumuz. Doğal ve şifalı aromaterapik yağlarla haftada bir yapılan bakım saçları beslediği için parlak ve natürel haliyle de hoş oluyor. Benzer şekilde vücutta da cilt düzenli olarak keselendiğinde veya body scrub yapılıp ardından şifalı aromaterapik yağlarla beslendiğinde atılan toksinler sayesinde parlak, pürüzsüz ve bebeksi oluyor. Bunun altındaki mantık da şöyle; bağırsaklarımızdaki gibi bir flora yapısı cildimizde ve saç diplerimize de var. Yani pozitif ve negatif mikro-organizmalar mevcut. Shylo Esansiyel Aromaterapi yağlarını geliştirirken bu mikro-organizma dengesinde negatif olanların elemine edilmesi ve pozitif denge ile saç dipleri ve cildin beslenmesini hedef aldık. Bu sayede natürel yağların içindeki doğal vitaminler saçı ve cildi besliyor. Negatif mikro-organizmaların sebep olduğu saç dökülmeleri veya cilt pürüzleri yok oluyor. Özetle güzelliğin şifadan geldiğine inanıyorum.
 
 
3-STK lar ve sporla da iç içesiniz , bu duyarlılığınız ne zamandır devam ediyor, neler yapıyorsunuz?

Kendimi bildim bileli STK’lara destek vermeye çalışıyorum. Üniversite yıllarından beri de Sahaja Yoga meditasyonları yapıyorum. Hatta Golden Gate University’de Sahaja Yoga Club başlatmıştım. Burada gönüllü olarak meditasyon dersleri veriyordum. Shri Mataji’nin 1970 yılında başlattığı Sahaja Yoga organizasyonu, kâr amacı gütmeyen kuruluş statüsünde, dolayısı ile tüm eğitmenler gönüllülük esası ile hareket ederler ve yaşamlarını idame ettikleri meslekleri başkadır. Ben Üniversite’nin son 1.5 yılında San Francisco’da bir Sahaja Yoga aşramında yaşadım, defalarca Hindistan’ın çeşitli yerlerinde ve İtalya’da ve Himalayalar’da Sahaja Yoga kamplarına katıldım. O zamandan beri de fırsat buldukça, imkânı olmayan kişilere gön��llü ders veririm çünkü ruhunu dinlendirmek herkese iyi gelir. Henüz ABD’de öğrenciliğim devam ederken yazları Türkiye’ye geldiğimde ‘Umut Çocuklarına’ meditasyon dersi veriyordum. Bunlar tiner alışkanlığı olan, sisteme entegre olmayan sokak çocukları. Benim ders verdiklerim maalesef beş yaş gibi küçük olmalarına rağmen sokakta olan çocuklardı ve bir büyük sevgisine duydukları ihtiyaçtan ötürü dersleri kabul ediyorlardı. Ders bitince, sevgi ihtiyacı ile hepsinin kedi gibi üstüme tırmanması bende iz bırakmıştır.

Daha sonraki yıllarda çeşitli yuvalarda çocuklara gönüllü meditasyon dersi verdim, bunların arasında özel ihtiyaç sahibi çocuklar da vardı. 2013-2017 yılları arasında 4,5 sene Sarıyer Kireçburnu Semt evinde hanımlara Sahaja Yoga dersi verdim bunun son 1.5 senesi Mor Dayanışma’ın ricası ile oldu. Şiddet unsuru ile yaşam, maalesef mücadele edilmesi gereken sorunlardan biri.

Yukarıda söz ettiğim gibi İtalyan NGO’larla, Gandi Charity bünyesinde Afrika’da Benin, Togo ve çeşitli ülkelerde çocuklar ve hanımlara yönelik sürdürebilir gıda yardımı konulu seyahatlere katılma imkânım oldu. Bu seyahatler sırasında Afrikalı Şamanların doğal yöntemleri ile İsviçreli bilim insanların bir arada çalıştığı Sıtma ile mücadele için kurulan bir bilim merkezi açılışına katılma imkânı buldum. Bu da şifada doğal yöntemlerin teknoloji ile birleştiği zaman daha etkin olduğu düşüncemi pekiştirdi.
 
Ayrıca 2007-2008 yılları civarında Türk Kalp vakfı Gençlik kolu İcra Kurulu üyesiydim, aynı dönemde Nişantaşı’nı Güzelleştirme Derneği aktif üyesiydim. 2016 yılında Erdoder’e destek vermek üzere katıldım ve daha sonra gönüllü olarak yönetim kurulunda Genel Sekreterlik yaptım. Derneğin amacı Prematüre doğumda ölüm ve yaşam kadar belirleyici olan küveze erişimi, imkânı olmayan annelere sağlamaktır. Bu doğrultuda, Mardin, Sinop, Kastamonu gibi Türkiye’nin çeşitli illerde devlet hastanelerinde bebek yoğun bakım ünitesi ve küvezler sağlandı.

Ayrıca Tider’e (Temel İhtiyaç Derneği) de destek vermeye çalışıyorum.

Bunların yanı sıra 2016 yılında sokak hayvanları yararına, ‘Sokak’ ismine bir belgesel çektim. Bu belgesel Digitürk İZ TV’de yayınlanmaktadır. Burada amacım genelde karşılaştığımız, kişilerin vicdanına dokunan yürek dağlayan bir yaklaşım değil, köpeklerin hayatımıza kattığı mutluluğu ve sahiplenmek isteyenler için barınakların çeşitli ırklarda cins hayvan dolu olduğunu vurgulamaktı. Aslında cinsinin bence bir önemi yok ama belli bir ırkı satın almak isteyen kişiler aslında bu ırkta yuva ihtiyacı olan hayvanların beklediğini fark ederse, sahiplenme oranı artar diye umut ederek bu yaklaşımla kurguladım belgeseli.

Kendimi bildim bileli spor yapıyorum, çocukken sömestr tatillerinde ailemle Avusturya’ya kayağa giderdik. Tropik yerlerde tüplü dalış yapmayı seviyorum. Maldivler’de köpek balığı olan yerde dalış yapma imkânım oldu, ama jaws değil tabi, köpek balığının, küçücük bir versiyonu. Bu aralar Pilates yapmaktan keyif alıyorum. Spor her daim hayatımın bir parçası.
 
  
 
 



 

 




EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ



TRENDUS LOOKBOOK

EN POPÜLER RÖPORTAJ HABERLERİ




Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X