“Dünden bugüne değişen bir şey yok. Herşey aynı ve tek düze. Açılım yok, keyif yok. Sıradan ve sınırlı yaşam.” Bütün bunlar zihnin en sevdiği oyunları. Zihnin nedir? Zihnin var mı? Kendini bir şeye ait hissettiğinde orası neresi? Yapmak isteyip de yapamadıkların var mı? Ya da şöyle sorayım? Yaşamını tasarlayabiliyor musun? Yaşam kendini burada, dünyada gösteriyor. Sen yaşam olabilir misin? Tek bir yaşam varsa, o da burası ve de dünya ise; sen dünya olabilir misin?
Bu soruları zihne soruyorum? Cevap verdiğinde hepsine “hayır” diyor. Ben bunlar için acizim. Hatta soruları sormanın kıyısına bile gelemiyorum. Boşuna uğraşmak istemiyorum. Eninde sonunda beni alt edeceğini biliyorum. Sebepli, sebepsiz öfkeleniyorum. Yerli, yersiz endişeleniyorum. Körü, körüne inanıyorum. Neden peki? Çünkü ben yaşamımı tasarlamak yerine tasarlanmış olanı seçiyorum. Ötelerden gelen çağrılara kulak asmıyorum. Ait olduğum yer sadece, yönetildiğim, eğitildiğim, şartlandırıldığım, benzerleştirildiğim, köleleştirildiğim, kurallaştırıldığım ve vergilendirildiğim sistem. Kendimi yenilemek, dönüştürmek, özgürleştirmek istediğimde ise bu bahaneler asla peşimi bırakmıyor. Yaşamın kendisinin benim sorumluluk alanında olduğunu unuttum. Niyet etmenin sihrinin farkında değilim. Seçimlerim hep denenmiş yollar üzerine kurgulu. “Ya hata yaparsam, ya yanlış kararlar verirsem” diye korkuyorum. Diğerlerinin sözde tasarımına kabul vermem ve onlar gibi düşünmem bu yüzden. Dünyaya geldiğimi sanıyorum. Oysa sadece gelmiş olanların dünyasına adapte oluyorum. Dünyanın ben olduğum gerçeğine uyanamıyorum. Biricik ve tek olduğum zaman yalnız kalacağımı düşünüyorum.
Issız Adanın Issızlığı
Yaşam, dünya ve ben. Issız ada sorusu hep kafamda dönüyor. Tek başına adaya düşersen yanına 3 tane neler alırsın diye sorduklarında hemen cevabı düşünmeye başlarsın. Sana en uygun olanlarını bulmaya çalışırsın. Yoksunluk duygusu ile haraket ederek onu bastırmaya çalışırsın. Öyle 3 şey olmalı ki, hayatını korumalıdır. Tek gerçek bu değil mi? Hayatta kalmak. “Orada yaşamımı tasarlarım ve uyumlanırım benim hiçbir şeye ihtiyacım yok!” diyenini hiç duymadım. Şimdi desem ki; sen zaten ıssız adadasın ve 3 şey zaten yanında ama haberin yok.
Nedir peki onlar? Zihnin, bedenin ve ruhun. Issız kalmış bir halde arayış bu yüzden. Bu döngü asırlardır var. Bu yüzden kaybolmuşluk hissi var. Bu yüzden suçluluk duyuyoruz. Bu adada, 3 şeyin bütünleşmesine giremiyoruz. Bu yüzden başka adalara gidenlere bakıyoruz. Bu sebepten onları merak ediyoruz. Sonuç olarak yaşamı yaratamıyoruz. Issızlığının farkında bile değiliz. Zihinlerimizin bizi ıssızlaştırdığını ya da onun aslında ıssız olduğunu anlayamamak. Bu en derin kurban sendromu değil midir?
Yaşam Sensin
Yaşam sensin dendiğinde bunu derinden hissedebilir misin? “Hayatını sadece sen yaratabilirsin” denildiğinde bunun sorumluluğunu alabilir misin? Issız adanda sadece zihninin olmadığını, bedenin ve ruhunun da olduğunun farkında olabilir misin? Zihnin sadece bilgileri senin hazinende depolamak üzere vardı. Bu hazine senin olmuş olduğun ve olacağın tüm hayatının deneyim kayıtlarıydı ancak zihin bunu artık yapmıyor. O, olmuş olduğun en yüce mana deposunu boşaltarak, sana değersizlik, yetersizlik ve sınırlılık duygusu veriyor. İnsan olmana dair kendini böyle hissetmeni istiyor. Neden mi? Beslenmesi için. O, “ben insana ait değilim, o halde insan bana ait olsun” arzusunda olduğu için bunu yapıyor. Kimliğini elinde tutmaya ve dengesizliğini bu yolla kapatmaya çalışıyor. Issız olmasının açığını ruh ve bedeni ayrıştırarak kapatıyor. Bedeni zihinsel şekilde yönetiyor. Ruha erişmesi imkansız olduğu için, illüzyon bir güç yaratarak aslında bunun insanın elde edemeyeceği bir algıda tutuyor.
Farkında mısınız? Zihni sanki bir diktatör, kral ya da patron gibi anlatıyorum çünkü onların hepsi eninde, sonunda giderler ve yerine birini geçirirler. Tıpkı düşüncelerimiz gibi. Biri gider, biri gelir ve bizi onlar yönetirler. Kalıcı olmadıkları halde biz onlara tutunuruz çünkü ıssızlığımıza tek çare onlara bağımlı olmaktan geçer. Bedenimiz bu sayede yaşlanır, hastalanır ve ölür. Ruhla bağlantıda olamadığımız için farkındalığımız hiç bir şekilde gelişemez. Zihin kaosa dolandı. Yanılsamaya girdi. Çıkış noktası bulamıyor. Bulacak mı peki? Elbette. Sihirli yöntemi var. Zihnine bir kere, sen onun ne düşüneceğini söyleyerek başlayacaksın. “Hadi bakalım zihnim şimdi ayrılığın olmadığı alana git ve kendini düşle. Hatırla.” Çok kolay di mi? Çabasızlık ne fena bir şey. İnsan bu kadar kolay çıkabilir mi bu karanlıktan? Çıkar. Kendi gerçek kimliğini, özünü hatırlamaya izin verdiğin an bu iş biter. Hepsi bu. Zihnin kendi farkındalığını geliştirdiği alanı illüzyon. Peki ruhun farkındalığı bu illüzyona takılı mıdır? Hayır. Bedenin nereye ait? Onun farkındalık alanı nerede? Bu soruya sen cevap vereceksin. Bunun cevabı sadece sende gizli.
Gözünü bir anlığına kapayabilir misin? Derin nefes al şimdi. Issız adanı düşün. Sadece zihnini mi aldın buraya? Eğer öyleyse o mu seni yönetiyor? Korku duygularını ne kadar sahiplendin? Ölüm sana nasıl bir his veriyor? Endişelerin günde kaç kere seni rahatsız ediyor? Gelecek korkun hep geçmiş temelli mi? Seni o adadan kurtaracak kişiyi bekliyor musun? Ruhun ne kadar devrede? Bedenin zihne mi ait yoksa ruhunla bütünleşik mi duruyor? Derin nefes almaya devam et. Bu 3 şeyi dengede tutabilir misin? Bak sana sadece nefesi önereceğim. Ruh, zihin, beden nefesi ancak seni dengede tutabilir. Denemek ister misin?
RU-Zİ-BE NEFESİ (Ruh-Zihin-Beden)
Derin derin burnunda karnına doğru nefes al
Burnundan nefes ver
Derin bir nefes al ve ver
Bedenin tüm organları ile dene
Kalbinle nefes al ve ver
Gözlerinle nefes al ve ver
Kulaklarınla nefes al ve ver
Burnunla nefes al ve ver
Ellerinle nefes al ve ver
Ağzınla nefes al ve ver
Ruhunla dene bunu
Sevgi ile bir olduğun nefesi al ve ver
Yaşamınla nefes al ve ver
Deneyimlerini hatırla ve hepsi ile nefes al ve ver
Özgürlüğü içine solu ve ver
Zihnine şefkat duy şimdi
Sadece tanıklık etmesine niyet et
Düşünceler gelsinler ve gitsinler
Hepsine nefes al ve ver
Fark et onları ve müdahale etme
Hepsini solu ve ver
İçinden geçenlerin seni tanımlamadığını solu
Kendini içine çek ve ver
Kendini ruhunla, bedeninle ve dengelenmiş zihninle bir olduğunu
Solu
Derinleş iyice
Issız adanın etrafına bak, yanına kendini almışsın artık
İhtiyaçsızlığını solu
Sen ne istersen onu tasarla şimdi
Kumanda sende
Sorumluluğunu al ve burayı sen olarak inşa et
Derin, derin nefes al ve ver
Yaşamın tasarımcısı sensin
Bunu solu
Derin ve derin ve derin ve derin
Ruziben şimdi bütün oldu.
Özgürleş…