Ünlülerin Kuaförü Yıldırım Özdemir ile Saç Üzerine Konuştuk

Birçok ünlü ismin saçlarını emanet ettiği kuaför Yıldırım Özdemir'e merak ettiklerinizi sorduk.

Ünlülerin Kuaförü Yıldırım Özdemir ile Saç Üzerine Konuştuk
Yayın Tarihi: 16.8.2016 15:44:00
Öncelikle kuaförlük hayatınız nasıl başladı, bizimle paylaşır mısınız?

Kuaförlük hayatım bütün kuaförler gibi başladı aslında. Avrupa'yla Türkiye arasında bir fark var ve Türkiye’de kuaförlük bazı insanların kaderi gibi düşünüyorum. Okullarda okuyarak olunmadığından, bu da benim bi kaderimmiş. Kuaförlerin de çoğu bu şekilde mesleğe başlıyor. Benimki de şansla oldu. Bebek’te Yaşar Coka’nın yanında işe başladım ve yaklaşık 17-18 yıl kendisi ile birlikte çalıştım. 20-21 yıldır da buradayım. Şanslı insanlardanım.
 
Bu meslekte isminizin imza olacağı, çıraklık günlerinizde aklınıza gelir miydi? Bu hayali gerçeğe dönüştürmek için neler yaptınız? Nasıl bir yol izlediniz?

Ben genç arkadaşlara oturduğum evi, neler giydiğimi, nasıl yaşadığımı vs. göstermeye çalışıyorum ki; aslında çalışarak, uğraşarak, savaşarak bunun başarılabildiğini görsünler diye. Yani kuaförlük mesleği ile böyle bir hayatın mümkün olduğunu göstermek istiyorum.

Yine şansım sayesinde sevdiğim branşı seçip başarıyı yakaladım. Yani başarım çok güzel saç kesip, çok güzel boya yapmaktan gelmiyor; boyada başarısızım, sadece iyi saç kesiyorum. Bu her işte böyle; gerçekten bir şeyleri başarmak için çok çalışmak gerekiyor. Yani orta halli bir iş hayatı yaşayıp, hem keyif yapayım, hem de çalışayım gibi bir dünya yok. Özellikle de Türkiye’de yok; çünkü boş bıraktığın an alternatif biri gelip koltuğuna oturabiliyor. O yüzden insanlar nasıl yakaladın bu başarıyı dediklerinde, bu başarıyı yakalamak için değil, takdir görmek için bu şevkle çalıştığımı söylüyorum. Takdir edilmek çok hoşuma gidiyor.

Ben kıskanç bir insanım. Bana gelen müşterilerimin başka bir yere gitmesini hep çok kıskanırdım; eğer giden olursa da "o kişi bana neden gelmiyor" deyip, onu bir şekilde bana getirecek bir saç modeli bulurdum. Bana gelsinler isterim. Mesela yurt dışında yaşasaydım, oradaki ünlüleri keserdim; ama derdim ünlüleri kesmekten çok, takdir edilmek olurdu. Çünkü sıradan birinin saçını kestiğinde, sadece o kişi ve çevresi tarafından takdir ediliyorsun; ama ünlü birini kestiğinde namın daha çok insana ulaşıyor. Aslında aradaki tek fark o. Yoksa aldığın para aynı. Hatta normal müşterimin hakkının yendiğini düşünüyorum "ünlülerin berberi" dendiğinde; ama aslında olay daha çok yere ulaşmak ve daha çok takdir görmek.
 
Son dönemde kuaför yerine saç tasarımcısı terimi daha çok kullanılıyor. Siz kendinizi ne olarak adlandırıyorsunuz? Sizce kuaför veya saç tasarımcısı olmanın bir farkı var mı?

Valla bana hiçbiri uymuyor. Ben berberim. Çünkü kuaför Türkçe değil. Tasarımcı dediğinde ise tasarım yapmak gerekir, ama genellikle tasarlama kısmını sana zaten bırakmıyorlar. Herkes bir modelle geliyor. Tasarlamanı isteyen kişi de bir konsept belirliyor, sen ona uyduruyorsun. Ama bana en uygunu berber diye düşünüyorum.  Ancak ben kendimi artık son düzlükte görüyorum, bundan sonrası emeklilik benim için; hatta yavaş yavaş yaklaşıyor da diyebilirim.
 
Peki popülarite size ne zaman ve nasıl geldi?

Karakter yapım olarak, gittiğim yerde göze batmayı seviyorum. Yaşımı aldım herhalde, o nedenle bunları onun verdiği rahatlıkla savurabiliyorum.  Evde eşime ve kızıma peynir tabağı hazırladığımda da “vay çok iyi oldu” takdirini seviyorum. Ünlülerin bunda tabi ki katkısı oldu; ama en çok da kuaförler arasında ünlü olduğumda hoşuma gitti bu. Yani bütün kuaförler takdir edip sevdiğinde hoşuma gidiyor. Mesela müşterinin saçını kesiyorum, beğendiğinde çok hoşuma gidiyor, ama başka bir kuaför beğendiğinde çok daha hoşuma gidiyor. Yani ben kuaförler arasında popüler olduğumda, çok hoşuma gitti. O yüzden çok eski değil. Gerçek popülaritem 20 yılsa ve kuaförler arasındaki popülerliğim 5 yılsa, ben o 5 yılı daha çok seviyorum.

 
Ünlülerin de sık sık tercih ettiği bir isimsiniz. Onlarla çalışmak nasıl? Daha mı zorlu oluyorlar?

Benim için çok fark etmiyor, çünkü şöyle bir mantığım var. Üzüldüğüm de bir noktadır bu. “Ya Ayşe bizden  biri, ver Ahmet’e yapsın”, asla. Önümdeki bir çocuk da olsa, kendi ekibimden biri de olsa, bir ünlünün saçını kesiyor da olsam, hatta cumhurbaşkanının saçını kesiyor olsam da, benim için aynı özendir hepsi.  Ve ünlü de onu görüyor. Çünkü onlara ayrı yerde yapmıyorum bu işi. İki tane kesim koltuğum var, orada çalışıyorum. Herkes onu görünce birine daha fazla özen gösterecek bir durumun olmuyor.  Ünlü de biliyor bunu ve ayrıcalık istemiyor senden. Çünkü sen koyuyorsun bu ayrımı. Dolayısıyla bana ünlüyle çalşmanın bir zorluğu veya bir farkı yok.
 
Sizin gibi isim yapmış kuaförler çoğunlukla erkek, sizce bunun sebebi nedir?

En büyük yaralardan biri. O yüzden biraz evvel soruları okurken güldüm ya... Benim baş asistanım Ece Hanım .. Şengül Hanım da bu salonun en başarılısı.  Şu anda salonumda 6 -7 kadın var ve yavaş yavaş bu sayı artacak.  Ama buradaki sıkıntı sizlerden kaynaklanıyor.  Çünkü kadın kadına güvenmiyor. Bütün sıkıntı kadının kadına ettiği... Yoksa bugün kestiğim saçı Ece Hanım kuruttuğunda ya da benim saçımı o kestiğinde çok mutluyum.  Sonuçta işi iyi yapmayla ilgili bir şey bu. Bu sektör aslında bütün dünyada yüzde 30-40 kadınlarda, yüzde 60-70 gaylerde.  Neredeyse yarı yarıya gibi. Ama gay olmayan erkek kuaförler yüzde 3’lerde falan.. Çünkü işin sanat bölümü önemli, cinsiyet değil. Asıl mesele tercih edenlerde yani. Benim bir kadın personelim bu işe ilk başladığında -şu an Londrada yaşıyor- “Ben yapamayacağım. Beni öldürecekler bunlar” dedi. İşini çok iyi yapan biriydi. Dokunma saçıma diyor mesela müşteri; o alışkanlıkla ilgili biraz. Sadece bizde değil. Her işte cinsiyet ayrımına son derece karşıyım.
 
 
Biraz da yeni sezon trendlerinden bahsetmek isteriz. 2016 Sonbahar'ında daha çok hangi kesim ve renkleri göreceğiz?

Ben hep 20 yıl geriye gitmekten yanayım. 20 yıl geriye gidin ve onun modernize edilmiş, revizyon geçirmiş halini ele alın; çünkü moda oluyor. Türk erkeğinde bir uzun saç takıntısı var. Ben boyalı saçı çok sevmiyorum aslında. Daha naturel saçlar, beyazlamış saçları daha çok seviyorum. Beyazların üzerinde oynamayı çok seviyorum mesela.  Herhalde sırf kesime eğildiğim için de öyle bir ilgi alanım olmadı ama bizde boya çok iyi yapılıyor. Genelde şu moda diyemiyorum, çünkü iki tane ünlü yurt dışında bir şey yaptığında o moda oluyor. Bir bakıyorum benim iki sene önce yaptığım saç. O yüzden benim belli bir modam yok, ama bi dönem çıkıyoruz bu sene aşk hakim olacak diyoruz. Aşk deyince herkes sevgili anlamında bakarken, ben bambaşka bakıyorum. Mesela arabesk müziği çok seviyorum. Arabesk müzik dinliyoruz bir arkadaşımla, "ya böyle bir aşk yok" diyor. Bu öyle bir aşk değil ki, buna öyle bakma yani... Bir ağaca, çocuğuna ya da işine olan aşk da öyle bir şey. İlla ki bir kadına, bir erkeğe yazılmış diye bakma yani. Dolayısıyla ben modaya baktığımda bir sürüklenme oluyor. Dar paçalar moda oldu, hepimiz dedik ki biz bu bol pantolanları nasıl giymişiz. Bol bugün moda olsun, 3 ay sora biz bu darları nasıl giymişiz diyeceğiz. 
 
Mesela bob diye bir şey var. Bence Türkiye’de ben dahil bob kesimi bilen yok. Biri küte bob diyor, biri uzun küte diyor, biri yuvarlak saça diyor. O yüzden kim ne istiyorsa o moda olsun. Onun modası olsun. Ondan yanayım.
 
Sizce Türk kadınlarının saç bakımlarıyla ilgili yaptıkları en büyük hatalar hangileri?

Şöyle bir şey var aslında; her ırkın kendine göre bir renk pigmenti var. Tamam kozmopolitiz ama bizim ırkımızdaki renk pigmenti daha çok kızıl ağırlıklı. Dolayısıyla Türk kadınına kahveler, kahvenin üstüne balyajlar çok daha olabilecek bir şey. Pigmenti yeşil olanlar da aslında sarıya gitmeli. Pigmenti kızıl olanlar sarıya gittiğinde hem yıpranıyor, hem de suni bir sarı oluyor. Dolayısıyla bizde en az kullanılması gereken renk sarı, ama en çok kullanılan renk. Yani Avrupalı bir boya uzmanına Türkiye’de en çok kahvelerin kullanılması mı gerekir diye sorduğumuzda, düşünürken onları şoka sokuyoruz.  En çok sarı kullanıyoruz. Ancak sarının kendine baktırmasına, cazibesine alışanlar kahve yapmak istiyorum dediklerinde geçici bir kahve yapıyorum, çünkü tekrar sarıya dönecek biliyorum. 
 
Kuru şampuanlar şu anda çok popüler. Kimisi bu ürünlerden çok memnun, kimisi ise saç döktüğünü iddia ediyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Kuru şampuanlar kurtarıcı mı, yoksa uzak durulması gereken bir şey mi?

Kuru şampuanları bir dönem ben de kullandım. Ben hayatımda hep mat rengi seven bir insanım. Yani arabam yok, ama olsa mat isterim. Duvar boyalarında da, salonda görmüşsünüzdür, matlar var. Parlak renklerdeki o şeyi sevmiyorum, örneğin solmuş bakırı daha çok seviyorum. Balyaj hariç hepsinde solukları seviyorum. Kuru şampuan da çok güzel matlık veriyor saça. Ben kuru şampuan çıkmadan önce pudra çok kullandırırdım. Ancak açıcı yapılacaksa pudra olmamalı saçta, o çok yıpratıyor. Çünkü nemi ve yağı alan bir şey saçtan. Ama kuru şampuan, sprey yerine de geçiyor, saçı matlaştırıyor ve çok doğal bir görüntü veriyor saça. O yağlı ve parlak jöleli saç görüntüsünü alıyor... O yüzden kuru şampuan olmasından ben çok mutluyum. Bu tarz şeylerle dökülen saçlar da geri geliyor. 
 
Peki jöle ve köpük kullanımı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Eskiden, çocukluğumuzda ne kadar jöle kullanırsan o kadar popülariten artıyordu. Şimdi köpük var ama jöle ve köpük yerine daha çok maskeleri öneriyoruz. İsim kullanamadığım için söyleyemiyorum ama maskelerin bir kısmı jöle ve köpükten daha iyi şekil veriyor.
 
Son olarak sormak istiyorum. Organik doğal ürünler mi yoksa kimyasal ürünler mi ? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben doğal ürünlerden yana değilim. Ben kimyasal üründen yanayım. Doğal ürünlerden hepsi saça zorlama yapıyor. Çünkü onların da içinde oksidan var. Hamileyseniz, alerjiniz varsa o ayrı. Ama kimyasal ürünler daha emniyetli geliyor bana; çünkü daha çok bilim adamları ve kimyagerler çalışıyor üzerinde. Organiklerin üzerinde çok çalışan yok aslında baktığınızda. Ama hep, psikolojik olarak organiğe karşı bir zaafımız var. Çünkü çok teknolojik bir dünya olduk. Bir özlem oldu, organik deyince sorgulamadan cezbediyor insanı. Mesela örnek verelim organik süt sana gelene kadar iki günde bozulacak, ama pastorize olmuş süt daha uzun süre dayanıyor.
   





EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ



TRENDUS LOOKBOOK

EN POPÜLER RÖPORTAJ HABERLERİ




Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X