Röportaj: Pelin Kaya

Moda ve sosyete ismiyle, gizemli bir şekilde hayatımıza giren Pelin Kaya ile çok keyifli bir sohbet ettik. Kendisi bize güçlü sosyal medya kullanımından modaya kadar birçok alanda var olan tecrübelerini paylaştı.

Röportaj: Pelin Kaya
Yayın Tarihi: 4.08.2016 14:00:00
Sevgili Pelin Kaya'yla Nişantaşında buluştuk. Geldiği ilk andan beri sıcak kanlılığı ve doğal tavırlarıyla sorularımızı samimiyetle cevapladı. Sohbetimiz o kadar keyifliydi ki kahkahalardan röportajı zor deşifre ettim diyebilirim... :)

Tanımayanlar için Pelin Kaya’yı tanıyalım…

2008 yılında Moda ve Sosyete adındaki bloğumu açtım. Bizler aramızda kendimize ilk nesil blokçular diyoruz. Benim blog açtığım dönemlerde asla bu işler bu kadar yaygın değildi. Tamamen kimliğimi gizleyerek başladım, adım asla bilinmiyordu. Sadece yazdıklarımla ön plana çıkıyordum. Bugüne kadar hiç eleştirilmeyenleri eleştirerek yarattığım bloğum kısa zamanda kulaktan kulağa duyularak tanındı. Sosyete camiasını, yabancı ve Türk ünlüleri eleştiriyordum. Zamanla da bloğum oldukça popüler oldu. 2013’de bloğum sayesinde Sabah Gazetesi Ekler Müdürü Şengül Balıksırtı benimle irtibata geçti. Ve bana bir köşe verdi gazetede. 2013’den beri o köşede yazıyorum. Yine bloğum sayesinde önce ‘Marie Claire’ dergisiyle röportajlar yaptım ünlülerle şimdi de Harper’s Bazaar’da çalışıyorum. Bunun dışında da yoğun bir sosyal medyam var. Ben bloğu açtığım zaman ne instagram vardı, ne snapchat… Hatta twitter bile yoktu… Sadece facebook vardı… Gelişen sosyal medya gücünde de aktif olarak yer alıyorum.
 
Moda ve sosyete ismiyle uzun süre gerçek kimliğinizi sakladığınızı söyleyebiliriz, bunun özel bir sebebi var mıydı?

Aslında bloğun günümüzdeki eş anlamı günlük tutmak gibi bir şey. Ama ben günlük tutmaktansa eleştirmeyi daha çok seviyorum. Üstelik kendimi de gizlediğim için rahatlıkla herkesi eleştirebiliyordum. Ve bu çok keyifliydi. Böyle bir mecra da yoktu. Sonuçta Türkiye’nin en tepesindeki insanları eleştiriyorsunuz, isminiz bilinmiyor ve daha heyecanlı oluyor. Yaklaşık beş sene bu böyle gitti. 1 ay içerisinde 300,400 bin tık aldığımı biliyorum. Üstelik hiç bir tanıtımı veya reklamı olmayan bir blogdan bahsediyoruz. Adımı gizlerken net bir amaç gütmedim aslında, ne ticari ne bir şey bugünleri falan göreceğimi de bilmiyordum üstelik. ( gülüyor)
Aslında ilk amacım günde bir iki saatimi alan keyif aldığım bir blog açmaktı. İşi biraz daha olsa hobi şeklinde yürütmek istiyordum. Bloğun asıl amacı aslında başkası için değil kendin için yazmak ama daha sonra öyle bir hal aldı ki bu iş bir baktım artık takipçilerimin istekleri doğrultusunda yazmaya başlamışım. Artık onlar da ortaktı yazılarıma. Şuan tabii biraz daha fazla sosyal medya kullanımım ön plana geçti. Bloğumu ister istemez boşladım, ama eylül ayında tekrar harekete geçiriyor olacağım.



Kimliğiniz ortaya çıktıktan sonra hayatınızda neler değişti, eleştirilerden dolayı kötü tepkiler aldınız mı?

Genel olarak bu konuyla ilgili çok komik hikayelerim var. Ama kimseden kötü bir tepki almadım diyebilirim. Stresli bir dönemdi kabul ediyorum…(Gülüyor)
Düşünsenize istediğiniz kişiye her türlü eleştiri yapmışsınız ama aslında bir gün onunla burun burunasınız. En tuhafı da o sizin kim olduğunuzu bilmiyor. Siz açıklıyorsunuz kendinizi “aaa o siz miydiniz?” derken değişen ses tonları ve değişen yüz ifadeleri…

Sosyal medyayı oldukça kuvvetli kullanıyorsunuz, bu anlamda başarılı olmanızı neye bağlıyorsunuz? Sizce sosyal medyanın belli taktikleri var mı?

Bu konuda hiç taktik yapmadım sanırım doğallıktan kaynaklı oldu. Her alanda kendi beğenilerimi ve bilgilerimi ön plana çıkararak paylaşım yapıyorum. Eğer bir elbiseyi gerçekten beğeniyorsam onu koyuyorum. Mutlaka benden bir şeyler var paylaşımlarımda. Bir sürü sosyal medya projeleri var ortalıkta emin olmadığım, içime sinmeyen bir projeye asla evet demem. O konuda çok titizim. Beş iş yapıp para kazanmaktansa, bir iş yapıp içime sinen şeyi yapmayı hep daha çok sevdim. Bu otomatik olarak oluştu, bunun için özel bir çaba sarf etmedim. Olabildiğince doğal ve ben oldum. İşin sırrı benim için en azından sadece bu…
 
Bu işe başladığınızda başka bir işte çalışıyor muydunuz?

Biz eşimle beraber farklı bir sektörde çalışıyorduk. Yabancı bir firmanın distribütörlüğünü yapıyorduk. Tamamen sektörle alakasız bir iş yapıyorduk yani. Bu iş modaya ve markaya düşkünlüğümle başladı diyebilirim. Şükürler olsun çok keyif aldığım aslında hobi olarak gördüğüm moda; işim oldu…

 
Türkiye’nin ünlü gelinlerinin gelinlikleri bu sene oldukça tartışıldı, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? En beğendiğiniz gelinlik kimindi?

Evet, birçok gelinimiz oldu... Özellikle Neslihan Atagül’ün ikinci gelinliğini çok beğendim. Bir çok insan gecelik tabiri ile eleştiri yapsa dahi. Düğündeki hallerini de çok beğendim doğrusu enerjileri çok yüksekti. Neslihan Atagül normal yaşantısında çok stil gözükmediği için, gelinlik seçimi beni de şaşırttı. Güzel bir sürpriz yaptı. Düğün pastası kesilirken ki, yaptığı dans çok eleştirilmişti ben onu da çok beğendim mesela. Çünkü o düğünü onlar kendileri için yapmışlar belli. O kadar doğal ve sevgi dolulardı ki ben çok beğendim. ..Çok eleştirilse de…
Ben yabancıların bu konuda daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Mesela en son Helena Bordon gelinliğini paylaştım. Rüya gibi bir gelinlikti. Bizdeki abartıyı ve doğallıktan çıkmış hali sevmiyorum. İlla bir prenses modeli gelinlik, kalıp bir saç, abartı bir makyaj olacak. Bunlara girmeden en doğal şekilde gelin olabilmek çok güzel. Geçtiğimiz zamanlarda bunu snapchat üzerinden takipçilerime sordum, bizim ikonik gelinimiz var mı?diye.. .Çok geri dönüş aldım. Ama size çok isim sayamayacağım bu konuda. Hande Ataizi diyebilirim belki, yoğun dantel ve hoş bir gelinlikti. Ama çığır açıp yeni bir moda akımı yarattı diyemem. Bizim ünlülerimiz gelinlik işini çok beceremiyor, kopyayı seviyor… Beğendiğim Hande Ataizi dahi Kate Moss taklidi bir gelinlik giymişti.

Sizin için Snapchat ve Instagram arasındaki farklar neler?

Snapchat’i çok seviyorum. Bana daha doğal geliyor. Insragram’ın algoritmasında en fazla iki paylaşım yapabiliyorsunuz. Ama snapchat’te böyle bir sınırlama yok. Snapchat’in dinamiği istediğiniz kadar paylaşım yapmaya izin veriyor. Instagram’da böyle bir şey yok. Çok fazla paylaşımda bile takipten çıkarıyorlar. Snapchat’te bir diğer sevdiğim özellik ise o anı gösteriyor olması, bu yüzden bana daha sıcak geliyor. Mesela snapchat üzerinden soru cevap yapıyordum. O kadar güzel bir enerji oluyor ki, hemen geri dönüş almak çok mutlu edici. Kısacası daha gerçek… Kısa zamanda da tekrar soru cevap seanslarıma döneceğim…

Sizin de hep söylediğiniz gibi stil giyinmekle şık olmak arasında farklar var, sizce ünlü simalardan sizin için kimler şık, kimler stil?

Herkes şık olabilir. Biraz dergi karıştıran, az da olsa markaları takip eden. Şık olmak kolay, ama stil sahibi olmak daha farklı bir durum. Çünkü stil sahibi olmak için kendinden bir şeyler katman gerek. Dinlediğin müzik, gittiğin okul vb şeyler stil sahibi olmakta büyük rol oynuyor. Bizde de maalesef stil sahibi olan çok insan sayamayacağım. Sayabildiklerim bir elin beş parmağını geçmez…Derin Mermerci, Arzu Sabancı, Begüm Şen, Yasemin Özilhan, Fatoş
Yalın
diyebilirim... Sanatçılarımızdan Gülşen, kesinlikle iyi.. 
İyi de bir stilisti var Bahar Kongel Fransez… Aslında stil sahibi olmak hep olumlu olarak bakılıyor. Yani stil giyinmek illa ki iyi giyinmek anlamına gelmez. Adı üstünde kendi stilindir o. Örneğin bir Orhan Gencebay gömleği diyorsanız; o bir stildir. Beğenip, beğenmemek size kalmıştır.

Siz kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız?

Oldukça sade olmayı seviyorum. Pantolon, bluz, elbise… Sade parçaları iddialı ayakkabılarla kombinlemeyi seviyorum. Ayakkabı ve çantada dinamik seçimler yapmayı seviyorum. 12 saat topukluyla gezen insanlara çok saygı duyuyorum ama bu benim yapamayacağım bir şey. O yüzden düz ama dikkat çekici
ayakkabıları tercih ediyorum genelde.

Bu yoğun tempoya yetişmek zor olmalı…

Programlı olmayı seviyorum. Tabii ki her organizasyona katılamıyorum ister istemez seçim yapıyorum. Aynı gün ve aynı saate bir sürü davet oluyor. Kıramayacağım arkadaşlarım oluyor onlara öncelik veriyorum. Programı iyi yaptıktan sonra her yere yetişebiliyorum.

Blog konusunda iş ticari kısma nasıl geliyor?

Ben aslında blogdan para kazanmadım. Blogum benim cvim oldu. Bloğumdan değil ama bloğum sayesinde para kazandım. İşin ticaret kısmı daha çok sosyal medya üzerinden oluyor. Instagram’dan kazanılıyor. Birçok arkadaşım markalara özel teklifler sunuyor. Şuana kadar ben daha özel bir teklifte bulunmadım. Müşteri benimle iletişime geçti. Eğer o markanın kitlesine uyuyorsam ve gerçekten sevdiğim bir marka ise anlaşırsam bu şekilde çalışıyorum.
 
Röportaj: Gizem Gülmek
Fotoğraf: Tolga Ferhatoğlu  | 





EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ



TRENDUS LOOKBOOK

EN POPÜLER RÖPORTAJ HABERLERİ




Size daha iyi hizmet verebilmemiz için sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Giriş yaptığınız andan itibaren çerez kullanımını kabul etmiş sayılacaksınız.  Detaylı bilgi için tıklayın...
 X